KAZILAR BİTTİ.ZEUGMA'DA BUNDAN SONRA NE YAPILMALI ?
Zeugma Antik Kenti'nin 1/3'ü Birecik Barajı Gölü altında kalmıştır.Ama antik kentin 2/3'ü suyun ulaşamadığı kısımdadır. Şehrin tiyatro, hamam, fresk , agora, caddeleri ve villaları toprağın altında uyumaktadır.Kazılarda çok sayıda fresk ve mozaik bulunmuştur. Gaziantep Müzesinin mevcut salonları bunların teşhir edilmesine yetmemektedir. Oysa bunlar sergilendiği an hem fresk hem de mozaikte Türkiye'de ilk sıraya yükselinecektir.Zeugma kazılarında mühür baskılarında 100 bine ulaşılarak dünya rekoru dörde katlanmıştır.Bundan sonrası için Zeugma'nın zengin kalıntılarının gün ışığına çıkarılıp burada bir açıkhava ve örenyeri müzesi inşa edilmesi için yapılması gerekenler:
1. Zeugma Kurtarma Kazılarının başarılı olması için son iki yıldır sürekli kazılmış olmasına bağlanabilir.Şayet Zeugma'da son iki yıl içerisinde; yılda 1, 1.5 ay kazı çalışması yapılsaydı Bugün Zeugma'da tıpkı Samsat gibi bilinmezliği ile sular altında kalmış olacaktı.
2.1993 yılından beri devam etmekte olan Zeugma kurtarma kazıları gösterdi ki , kazılara her yıl sadece 1 veya 1.5 aylarını ayırabilen öğrenci yetiştirmekle yükümlü olan üniversiteler kurtarma kazılarında başarısız olmaktadır.Bu sebeple uzun süreli acil kurtarma kazısı yapabilecek olan , üniversiteler değil, profesyonel kazı ekipleridir.Gaziantep Müzesi son 2 yıldır çalışmalarında bu düşünce sisteminden hareket etmiş ve gücü oranınca da bunu başarmıştır.Türkiye'de profesyonel kazı ekiplerine acilen ihtiyaç vardır.
3.Zeugma açıkhava müzesi için de Profesyonel arkeologlar çalışmalıdır.Bir kazı başkanına bağlı, açma sorumlusu arkeologlar ve bu arkeologlara bağlı her açmada en az iki arkeolog mevcut olmalıdır.
4.Profesyonel arkeologlar tarafından kazı alanında her yıl en az 8 ay kazı yapılmalıdır.Ayrıca, kazı alanında mimar ve restoratörler sürekli bulundurulmalıdır.
5.Zeugma açıkhava müzesi için yapılacak olan kazılar villaların olduğu teraslar ile resmi binaların olduğu alanlarda başlatılmalıdı, her iki çalışma alanı birbirine doğru genişleyerek gün ışığına çıkarılan kalıntılar 3 yılın sonunda açıkhava müzesi olarak ziyarete açılmalıdır.
6.Malzemeleri yayına hazırlamak için üniversiteden keramik, mimar, fresk, bronz obje, sikke uzmanları gelerek malzemeler üzerinde çalışmalıdır.
Mehmet ÖNAL (Gaziantep Müzesi Arkeoloğu)
 
BARAJLAR VE GEÇMİŞİMİZİN GELECEĞİ
1967 yılından bu yana GAP kapsamında Fırat üzerinde Keban, Karakaya, Atatürk barajlarının göl alanlarında yapılan arkeolojik çalışmalar, uygarlık tarihini değiştirecek kadar önemli sonuçlar vermiştir. Buna karşılık 1996’dan beri yapımı süren Birecik Barajı göl alanında kalacak havzada ise bu aşamaya kadar tespit ve kurtarma işleri gereği gibi gerçekleştirilemediğinden yalnızca Belkıs/Zeugma örneğideki gibi arkeolojik değerler değil, bölgeye özgü sivil mimari, kentsel ve kırsal dokuda, yerine konulamaz bir şekilde, belgelenmeden suların tahribine bırakılmıştır. Aynı şekilde doğal mirasımızın bir parçası olan yörenin flora ve faunası da tam anlamıyla belgelenmeden yitirilmiştir. Herşeyden ötede acı bir gerçek ise Birecik Barajı ve Kargamış Barajlarından sonra “cennet’in nehri” Fırat uygarlığı doğrudan havzasıyla birlikte bu yüzyılda , Türkiye sınırları içinde akmayacağıdır.
Ülkemizde bugüne kadar kültürel ve doğal varlıkların sağlıklı bir envanteri yapılamadığından, bunu gerçekleştirecek bir arazi teşkilatı bulunmadığından, Birecik Barajı örneğinde yaşadığımız gibi büyük yatırımlarla neleri yitirdiğimizi bile tam olarak bilecek durumda değiliz.
Bu yüzden de her fırsatta övündüğümüz, geçmişten geleceğe aktarmamız gereken kültürel ve doğal mirasımızın önemli bir bölümünü bir daha yerine konmamak üzere kendi elimizle tarihten siliyoruz.Günümüzde kullandığımız bilgisayarlar bile , yaptığımız bir işlemi silerken, iki üç aşamada bunu yapmayı gerçekten isteyip istemediğimizi soruyor. Kültürel ve doğal mirasımızı gerçekten bu kadar kolay silmek ya da düşünmeden yok etmek istiyor muyuz? Zengin bir kültürel ve doğal mirasa sahip olmak bunu tam anlamıyla tanıma, bilme, koruma, geleceğe aktarma sorumluluğunu vermektedir, yok etme hakkını değil. Hızla büyüyen ülkemizde büyük altyapı yatırımlarının da sayısı artacaktır. Yapımında kullanılan teknolojilerin yarattığı tahribat ise ülkemizin geleceğini tehlike altına sokmaktadır. Ülkemizin gelişmesi ve geleceği açısından gerekli olan yatırımların kaçınılmaz olduğu durumlarda, en azından bu tür değerlerin ayrıntılı olarak belgelenip gelecek kuşaklara aktarılması yatırım projelerinin ön koşulu olmalıdır. Bu; dünya yüzünde uygar bir toplum olmanın da tartışılmaz bir göstergesidir. Tüm insanlığın ortak mirasının bir parçası olan bu değerler; belgelenmeden ve hiç olmazsa bir bölümü koruma altına alınmadan göz göre feda edilmemelidir.
Birecik Barajı gövdesinin yapımı sırasında bulunan Roma Lejyon kampı ve hamamı, İlk Tunç Çağ Mezarlığı’nda , Belkıs/Zeugma’daki Roma villalarında bulunan paha biçilmez eşsiz eserler, Apamea antik yerleşiminde, Tilböür, Tilbes, Tilmusa, Horum höyüklerinde, Kalemeydanı ve Halfeti’deki yapılarda, batı yakasında Belkıs, Yeşiltepe, Fındıklı, Aşağı Çardak, Erenköy Gümüşgün, Kalemeydanı Kasaba, Keskince, Bahçeönü, Durucak Kavaklıca, Çekem Savşan, Akçağlayan, Gözeli köylerinde ,Yukarı Fırat Vadisi’nde yitirdiğimiz tüm kültürel ve doğal değerler ile su altında kalan ekolojik havza bunun acısı soğumamış örnekleridir. Gelecekteki Benzer kayıpları önlemek için ülkemizin kültürel gereksinmelerini gözönüne alan yeni bir kalkınma modelini geliştirmek zorundayız. Nitekim, başta Malta Sözleşmesi olmak üzere, uluslar arası düzeyde taraf olduğumuz antlaşmalar da arazi üzerinde yapılacak her türlü yatırımın, kültürel mirası yok etmeden gerçekleştirilmesini temel ilke olarak kabul etmektedir.
Günümüzde bu yönde bazı olumlu girişimler olmakla birlikte, tüm ilgili birimlerin tam bir eşgüdüm içinde çalışabildiği söylenemez. Bu konuda yürürlükte olan yasa ve yönetmeliklerimizin dünyada yeni gelişen eğilimlere göre değiştirilmesi ve ilgili bürokratik yapımızın yeniden organize edilmesi ivedi bir zorunluluk durumuna gelmiştir. Bunun yanı sıra büyük yatırımların proje aşamasında koruma ve belgelemeyle ilgili kuruluşlarla gerekli iletişim ve koordinasyonun sağlanması büyük önem kazanmaktadır. Bugüne kadar yitirdiğimiz onca değere karşın kamuoyunda ve yetkililer nezdinde duyarsızlığı gidermek açısından Belkıs/Zeugma teslim olmadan önce tarihsel bir görevi yerine getirmiştir. “Belkıs/Zeugma için neden geç kalındı?” diyenler için “Hasankeyf’i kurtarmak için geç değil ne duruyorsunuz? “demektedir.
Nezih BAŞGELEN (Arkeoloji ve Sanat Dergisi Eylül-Ekim 2000)
 
KÜLTÜR BAKANLIĞI GAP’I KOORDİNE ETMELİ
Kültür Bakanlığı Koruma Genel Müdürlüğünün yön vermesi, GAP’ın koordine etmesi,kurumlara buralarda tarihinin olduğunu hatırlatması lazım. Hasankeyf ve sular altında kalacak diğer yerlerde çalışılıyor. Uluslar arası ekipler gelecek, fikir alacak kadar kazacağız, diğerleri gibi olmayacak, eğer destek sürerse tabi. Şu anda DSİ desteğini sürdürüyor, özel sektörden de alıyoruz, hatta yabancı kazıcılar arttı. Karkamış’ taki ön hazırsızlık durum Ilısu’ da kısmen kaldırıldı. Ilısı Barajının yapımına tarihe en az zarar verecek hangisi olabilir, diye 10 seçenek arasından değerlendirme yapılarak karar verildi. Ilısu’ nun alternatifi yok! GAP açıklanır açıklanmaz, toplantılar yaptık. 1965’lerden beri... Zeugma yirmi yıldır biliniyor, son altı yılda çok şey yapılabilirdi, Kültür Bakanlığı izin vermedi, bir süre bekletti. Bakanlık kampanya yapabilirdi,”kazdırmak istiyorum, başvurun” diyebilirdi,”param yok ama sen orada proje yapıyorsun,senin projeni durdururum diye baskı yapabilirdi. Fon kurardı, yapmadı, kazıcılar yani, arkeologlar kişisel olarak istedi, ama ona da özel sektör izin vermedi. GAP hiç ilgilenmedi. Geçen sene Zeugma’ da sanki baraj olmayacak gibi kazı yapıldı, haritalarını bile biz verdik, Zeugma’ ya, Horum Höyük’ e falan... Geçen sene hareket yoktu, suların gelmesine 1 ay kala çalıştılar, tam Türk usulü.
TAÇDAM Proje Koordinatörü ODTÜ Mimarlık Bölümü Doç. Dr. Numan TUNA
 
"BRİTANYA’DA ZEUGMA KADAR ZENGİN BİR ANTİK YERLEŞİM YOK"
ZEUGMA’DA ROB EARYL İLE YAPILAN GÖRÜŞME

Türkiye’ye ne zaman geldiniz ?
GAP İdaresi ile bir yardım kuruluşu olan Packard Humanities Institute (PHI) 2000 yılı Haziran ayında bir protokol imzaladılar. OAU da bu protokol çerçevesinde genel proje yönetimini üstlenmek üzere hemen devreye girdi. Bende OAU görevlisi olarak bu protokolden hemen sonra buraya geldim.

Neden OAU ?
OAU’daki çalışanlar geniş ölçekli altyapı projelerinin arkeolojik açıdan yönetimi, arkeolojik değerlendirme , çevresel etki değerlendirmesi ve kurtarma amaçlı arkeolojik çalışmalarda deneyimli kişilerdir. OAU 1973 yılında kuruldu ve o günden bu yana çalışmasının büyük bölümünü Demir Çağı ve İngiltere’nin çeşitli yerlerindeki Roma döneminden kalma yerleşimlerin araştırılmasına ayırdı. Ayrıca çevresel etki ölçme ve değerlendirme tekniklerinin geliştirilmesine de yardımcı oldu. Pek çok kuruluş , yürüttükleri projelere sağladığımız deneyim derinliğini ve hizmetleri takdirli karşılamaktadır.

OAU başka nerelerde çalışmalar yaptı ?
OAU , Ukrayna, Yunanistan, Libya, İspanya(Montserrat) ve Umman gibi ülkelerde çalıştı. Ayrıca bugün İrlanda, Rusya (Osetya), İtalya ve Fransa’da (Chateau de Mayenne) çeşitli projelerde yer alıyoruz.

Daha önceki arkeolojik deneyimleriniz neler ?
Bradford Üniversitesi Arkeoloji Bilimleri Bölümü mezunuyum. Çeşitli projelerde geniş bir saha deneyimi edindim. Araştırma kazılarıyla geniş kapsamlı kurtarma projelerini yönettim ve yönlendirdim. AOU’daki 11 yıllık çalışmam sırasında, Londra Metrosu genişletme ve Manş Demiryolu Tüneli gibi projelerde görev aldım. 1996 ile 1999 yılları arasında ise Fransa ‘da yürütülen ve hayli ilgi çeken Chateau DE Mayenne, kimi bölümleri 800 yıldır kapalı kalan bir ortaçağ şatosu, AOU’ya girmeden önce 3 yıl, örneğin Peru’da ınkalarda kalma sulama sistemlerinin rehabilitasyonu gibi arkeolojik ve kırsal kalkınma projelerinde koordinatör olarak çalışmıştım. Fransa ve Peru’da doğrudan doğruya yerel yönetimlerle ve projelerle ilgili uzmanlarla birlikte çalıştım.

İngiltere’deki antik Roma yerleşimleri ile Zeugma arasında bir karşılaştırma yapabilir misiniz ?
Böyle bir karşılaştırma çok güç. Britanya’da Zeugma kadar zengin bir antik yerleşim yok.

Zeugma’daki çalışmaları yürüten ekipte başka kimler var. ?
Burada Türkiye, İngiltere, Fransa ve İtalya’dan yaklaşık 200 kişi çalışıyor. Bunların arasında kazı asistanları, konservatörler, fotoğrafçılar, koruma ve bulgu uzmanları ile sürveyanlar var.

Zeugma’da sizin açınızda ayrıksı yada özgün olan ne ?
Bulunan mozaiklerin kalitesi hem şaşırtıcı hem de ünlü Tunus mozaiklerini bile geride bırakacak kadar yüksek. Ayrıca Zeugma Fırat üzerindeki bir Roma sınır kenti olduğundan gümrük vergileri de burada alınıyordu. Bugüne kadar çok sayıda gümrük damgasını ( bulla) burada bulduk. 70 000 damga... Hemen hemen her gün şaşırtıcı ve güzel bir şeyler keşfetmek çok heyecan verici.
Bu Röportaj GAP Kalkınma İdaresi Başkanlığı Dergisi'nden Alınmıştır.
 
FIRAT NEHRİ KONULU MOZAİKLER
Fırat nehri binlerce yıldan beri toprağı yeşertip çevresine bereket ve bolluk vererek, çeşitli uygarlıkları besleyerek kanyonlarda hızlı, düzlüklerde ise nazlı nazlı akar. Fıratın akışının nazlılaştığı tepeden tırnağa yeşile bürünen Fırat Vadisinde nehir manzaralı tepeler üstünde Selevkeia Euphrates (Zeugma) kenti kurulmuştur. Selevkos Nikator I kendi adıyla, kutsal sayılan Fırat’ın adını bileştirerek bu kente Selevkeia Euphrates adını vermiştir. Duvardan duvara mozaiklerle kaplı olan zengin Zeugma kentinin mozaik ustası , antik dönemin mitolojik konularının yanısıra , etrafına bolluk ve bereket saçan Fırat Nehri’nin kutsallaştırılmasını da işlemiştir. Böylece Fırat Nehri ile ilgili mozaiklere yansıtılan sevgi , kutsallık ve tapınımla ilgili bitimler iki bin yıl öncesinden Belkıs/ Zeugma ‘da günümüze ulaşmıştır. Belkıs mozaiklerinin en önemli özelliği çok iyi durumda kalmış olmalarıdır. Bunun da sebebi Saesani saldırısıyla yakılıp yıkılarak birinci katın kerpiç duvarları altında kalan Roma dönemine ait evlerin daha sonra 3-4 metre kalınlığında erozyon toprağıyla örtülmüş olmasadır. Bu mozaiklerin diğer bir özelliği M.S. I. Ve II. Yüzyılda devinim, vücuttaki canlı ifade ışık gölge oyunu gibi Roma sanatının doruğa ulüaştığı bir dönemde yapılmış olmalarıdır.Belkıs / Zeugma’nın yakın çevresinde mermer yatakları yok. Villalarda görsellliği vermek , insan ruhunu doyurmak çin mozaik ve fresk yapılıyor. Zenginin de çok olmasıyla şehir baştan başa mozaiklerle döşenip, fresklerle kaplanıyor. Altı ana rengin her tonunun kullanıldığı mozaik taneleri (tessera)Fırat Nehri’nden toplanan doğal taşlardan yapılmış Şayet mozaik sanatçısı açık mavi, açık yeşil ve turuncu gibi renkte taş bulamaz ise bu renkleri camdan yapmış. Cam tessaralar ( taneli) mozaiğe daha bir canlılık ve çekicilik vererek resimlere olağanüstü güzellik katmıştır. Belkıs/ Zeugma’da 1998-2000 yıllarında Gaziantep Müze Müdürlüğü başkanlığında alan sorumluluğunda yapılan acil kurtarma kazılarında gün ışığına çıkarılan Fırat Nehri konulu mozaikler şunlardır.
Fırat Nehri’nin babası Okeanos ve annesi Tethis : Bu taban mozaiğinde Fırat Nehri (Euphrates)nin anne ve babası resmedilmiştir. Euphrates’in babası Okeanos ve annesi Tethis ‘in büstleri yanyanadır. Babası sakallı ve pala bıyıklı olup, saçına çift istakoz bağlı , sağ omuzu üzerine dümen yaslıdır. Tethis’in başında ise bir çift kanat var. Aralarında ırmak canavarı yer alır. Üç köşesinde yunus balığı üstüne binmiş birbirlerine sırtı dönük yerleştirilen Eros bitimleri bulunur. Sol üst köşede ise Pan balık tutmaktadır. Okeanos evrensel bir ırmaktırn. Eşi tanrıça Tethis denizin verimliliğini simgemler. Üç bin ırmak tanrısı Okeanos ile Tethis’in çocuklarıdır. Okeanos’un oğullarından biri de Fırat Nehridir. ( Bu sebeple Fırat Nehri’nin kıyısında kurulmuş olan Belkıs/ Zeugma da Fırat’ın babası büyük saygı görmüş, mozaiklere işlenmiştir. ) Bu mozaikler 1999 yılında Belkıs /Zeugma Kelekağzıüstü mevkiinde etrafı sütunlu sığ bir havuzun tabanında ele geçmiştir. Fırat Nehri’nin anne ve babasının betimlendiği diğer bir mozaik de yine Belkıs/ Zeugma ‘da ele geçmiştir. Bu mozakte gümüş renkli çift atın çektiği amtın arabaya oturmuş tanrı Poseidon sol elinde zıpkın tutmakta olup, alt kısmında Fırat’ın babası , nehirlerin baş tanrısı Okeanos ve eşi Tethis’in büstleri vardır. Bu büstlerin duruşları ve zıt yönlere bakışları her iki mozaikte de birbirine yakındır. Omuzlarında iki nehir canavarı mevcuttur. Bunlar yunus balıkyları, ahtopot ve karıdeslerle birlikte resmedilerek punoya deniz görünümü verilmiştir. Anılan mozaik 2000 yılında Belkıs/ Zeugma Mezarlıküstü mevkiinde Roma villasının sütunlu havuzunun (Peristil) tabanında bulunmuştur.
Fırat Nehri Tanrısı Euphrates : Fırat Nehrinin tanrısı Euphrates Zeugma’da sekizgen sığ bir havuzun taban mozaiğine işlenmiştir. Bu mozaikte Euphrates bir divan üzerine hafi yatar vaziyettedir. Dirseğinin altındaki testiden fırat akmakta ve suyla buluşan topraktan yeşillikler fışkırmaktadır. Sol elinde bir dal tutar. Gövdesinin üstü çıplak . Ayak ucunda bir ağaç mevcuttur. Bu mozaik Belkıs/ Zeugma Mezarlıküstü mevkiinde 2000 yılında kurtarma kazısında Roma villasının havuzlu koridorunda Fırat Nehri tanrılarıyla birlikte gün ışığına çıkarılmıştır. Bu koridorda iki sığ havuz yer alır.
Fırat Nehri ile ilgili genç nehir tanrısı ve su perisi : Gövdesinin üstü çıplak genç nehir tanrısı dirseğini bir podyuma dayamış halde çimlerin üstünde hafif yan yatmaktadır. Sol üst köşede üçgen alınlıklı ve iki yanı avlu duvarlı bir bina resmi mevcuttur. Bu genç nehir tanrısı Fırat Nehrine su sağlayan bir çayı (Merzimen) simgeliyor olmalıdır. Bu mozaik havuzlu koridorun taban mozaiğidir. Euphrates’in solunda dikdörtgen bir pano içinde resmedilmiştir.Euphrates’in sağında ise bir su perisi çimlerin üstüne sol dirseğini dayamış hafi yan yatmaktadır. Dirseğin altında pınar akmaktadır. Bu da Fırat’ı besleyen çaylara su sağlayan pınarları simgeliyor olmalıdır.
Bereket Tanrısı Demeter : Fırat ile ilgili tanrıları batı bitişiğinde kare sığ bir havuz içinde buğday başakları ve çiçeklerle taçlandırılmış, sol omuzu üzerinde bereket boynuzu olan Demeter büstünün olduğu mozaik yer alır. Burada mozaik ustası önce suyu Fırat Nehir tanrılarının olduğu havuzdan geçirip sonra bolluk ve bereket tanrıçası Demeter’in olduğu havuza ileterek Fırat’ın çevresine sundğu bolluk ve bereketi tasvir edip, ürün ve üretem denklemini kurmuştur. Ayrıca, Demeter büstü sırasıyla sekizgen kuşak, sekizgen dalga kuşağı, doksan derece döndürülerek iç içe geçirilen iki eşkenar dörtgen ve bu dörtgenlerin sekiz köşesi aralarında sekiz balta betimi bulunan bezeklerin merkezindedir. Sekiz sayısının geometrik bezeklerle verildiği bu kompozisyon köşeleri ışkın süren bitkisel bezekli kare içine yerleştirilen dairevi bir kuşakla çevrilir. Bu panodaki sekiz sayısı Demeter’in kızı Persophone ile ilişkili olmalıdır. Çünkü Zeus Persophone’nin yılın üçte ikisini (sekiz ay) yani çiçek açma ve meyve zamanını, annesi Demeter’in geri kalan üçte birini yani kışı da kocası Hades’in yanında geçirmesi kararlaştırmıştır. Demeter tapımında da (efsanesinde) Persephone’den ayrılmaz. Bu anne kıza “ilk tanrıça” da denir. Bu sebeplerle anne kız Belkıs/ Zeugma mozaiklerinde de birbirinden ayrılmamış olup, burada Persophone sekiz sayısı kuralına göre yerleştirilen geometrik bezeklerle temsil edilmiştir.
Fırat Nehri’nin Kralı Akheloos : Fırat’ın bolluk ve bereketi diğer bir Zefgma mozaiğine daha konu olmuştur. Fırat Nehri’nin kralı olan Akheloos’un başı yemişler ve meyveler saçan bereket boynuzuyla birlikte betimlenmiştir. Akheloos kanat biçiminde bıyıklıdır. Saçına çiçekler takılmış. Alın üstü çift bereket boynuzuyla taçlandırılmış. Fırat çevresinde yetişen üzüm, armut, incir, nar, yenidünya, ayçiçeği gibi meyvelerin resimleri bu mozaikte bereket boynuzu ve dallarla çevrilerek resmedilmiştir.
Mehmet ÖNAL (Gaziantep Müzesi Arkeoloğu)
 
ZEUGMA NEDEN ÖNEMLİ ?
Antik Zeugma İ.Ö . 1. Yüzyılda kurulmuş olan Kommagene Krallığı’nın dört önemli kentinden birisi olarak , Gaziantep ilimizin Nizip İlçesinin yaklaşık 10 km doğusunda bulunan Belkıs köyünde bugün hazin sonunu bekliyor. Adı yunanca da “köprü” , “bağ” veya “geçit yeri” anlamına gelen Zeugma’nın bu özelliğine uygun olarak, Büyük İskender’in Pers Seferine giderken Fırat’ı buradan geçtiği kaynaklarda belirtilmektedir. Bu kaynakların ve Zeugma’nın Birecik Baraj gölünün altında kalacak olamasına doğal olarak hassasiyet gösteren tüm medya kuruluşlarının , bu eşsiz antik yerleşim yerine ilişkin tarihi bilgileri yeterli düzeyde yansıttıklarına inandığım için ben ancak “ bu olaydan çıkarılması gereken ders “ üzerinde durmak istiyorum. Ekibiyle beraber beş yıldır Belkıs Köyün’de Zeugma kazılarına katılan Fransız arkeoloğ ekibinin başı Catherine Abadie Reynal, bu konudaki görüşlerini şu şekilde açıklıyor. “... Üzüldüğüm tek şey şu, keşke herkes beş yıl önce harekete geçseydi. Çünkü beş yıl önce bunların olacağı biliniyordu. Biz tam anlamıyla bir acil kazı yaptık. ... Burada acil kazı geleneği yok. Fransa’da olayların bu şekilde gelişmeyeceği çok açık tabii. Buraya baraj yapma kararı alınırken , arkeolojik risk faktörü hiçbir şekilde göz önüne alınmamış. Tabii ekolojik faktörde. Oysa bir Amerikalı 90’lı yılların başında su altında kalacak bütün antik kentlerin yerlerini belirlemiştir. Her şey bir organizasyon meselesi , oda burada yok... Gerçekten bizde organizasyon yok mu ? Organizasyon hakikaten yoksa, peki Artukoğulları Devleti’ne İ.S 1101-1232 yılları arasında başkentlik yapan paha biçilmez Hasankeyf’inde sular altında kalmasına karar verenler veya çağa uymayan polisiye yasaklamalarla Türkiye’de kültür varlığı koleksiyonerliğini imkansız hale getirme özlemini duyarak , adsız bir kahraman gibi tüm zorluklarla mücadele etmek suretiyle ömürlerini kültür varlığımızın korunmasına adamış kişilerin bu çağda etkinliklerini engellemek isteyenler kimler ? Organizasyon varsa ve benzeri birçok uygulamaların içinden yukarda ancak belirgin iki örneğini verdiğim bu kararları verenler, var olan bu organizasyonun kilit noktalarında yer alan kişilerse , hem var olan bu organizasyonun ve hem de onun içinde yer alanların düşünce yapılarının sorgulanması gerekmez mi ? Yazımın başlığı ile ilgili olarak, bu soruların cevaplarını sizlerin sağduyulu takdirlerine bırakırken, kimsenin “ ne yapalım Hasankeyf gibi Zeugma’nın da kaderi bu imiş “ demeyeceğini umuyorum. Çünkü aşağıda Roma imparatoru II. Filip’e ait olan bronz sikkenin arka yüzünde yer alan ; Kader Tanrıçası Tykhe’nin , Zeugma akropolü üzerine yapılmış tapınağının altında sağa doğru koşmakta olan oğlağın (capricorn) astrolojik olarak da yaşamda başarılı olmayı amaçlayan dikkatli ve disiplinli kişileri simgilediğini de dikkate alarak, bu olayı “kader” kavramı ile bağdaştırmak son derece yanlış olur. “Nasıl olsa Türkiye’nin her yeri bunlarla dolu, dolayısı ile önemi yok” diyen böylesi duyarsızlıkları özgür bir şekilde en hafif terimlerle bile tanımlamak , basın yoluyla hakaret suçu oluşturabileceği için , bu olayı herkesin kendi kafasında yargılamasını yeğliyorum. Zeugma, yansıtmaya çalıştığım bir düşünce yapısının sonucu olduğu için önemli. Hasankeyf’den ders alınmadığı için önemli. Hasankeyf’tden ders alınmadğı için önemli. Biz biz olalım, hiç olmazsa “Zeugma “ gerçeğinden gerekli dersleri alalım ve ulusal olduğu kadar evrensel olma özelliğine de sahip böylesi kültür hazinelerimizi bir daha “yetkililerin” eliyle ortadan kaldırmayalım.
(Arkeoloji ve Sanat Dergisi Eylül/Ekim 2000)
M. İSKENDER TARGAÇ (Kültür Varlığı Kolleksiyonculuğunu Geliştirme ve Yaşatma Derneği Üyesi)
 
ARKEOLOJİK MİRASIN KORUNMASINA İLİŞKİN AVRUPA SÖZLEŞMESİ (GÖZDEN GEÇİRİLMİŞ)
GİRİŞ
İşbu sözleşmeyi (gözden geçirilmiş) imzalayan Avrupa Konseyi üyesi devletler ile Avrupa Kültür Sözleşmesi'ne taraf diğer devletler, Avrupa Konseyi'nin amacının, özellikle ortak mirasları olan ideal ve ilkeleri korumak ve geliştirmek üzere, üyeleri arasında daha yakın bir işbirliği gerçekleştirmek olduğunu dikkate alarak;
19 Aralık 1954'te Paris'te imzalanan Avrupa Kültür Sözleşmesi ve özellikle bunun 1. ve 5. maddelerini,
3 Ekim 1995'te Granada'da imzalanan Avrupa Mimari Mirasının Korunmasına İlişkin Sözleşmeyi,
23 Haziran 1985'te Delfi'de imzalanan, kültürel varlıklara yönelik suçlara ilişkin Avrupa Sözleşmesi'ni,
Parlementerler Meclisi'nin arkeoloji ile ilgili özellikle 848 (1978), 921 (1981) ve 1072 (1988) sayılı Tavsiye Kararları'nı,
Kırsal ve kentsel yapılanma faaliyetleri çerçevesinde, Arkeolojik mirasın korunması ve değerlendirilmesi ile ilgili R (89) 5 sayılı Tavsiye Kararı'nı göz önünde bulundurarak;
Arkeolojik mirasın uygarlıkların geçmişinin tanınması için temel bir öğe olduğunu hatırlatarak;
Eski tarihin tanıdığı Avrupa arkeolojik mirasının, büyük yapılanma çalışmalarındaki artıştan olduğu kadar doğal tehlikelerden, yasadışı veya bilimsel nitelikten yoksun kazılardan yahut halkın yeterli bilgilendirilmemesinden dolayı ciddi bir şekilde tahrip tehdidi altında olduğunu kabul ederek;
Halen mevcut olmayan zorunlu idari ve bilimsel denetim usullerinin ihdası ve arkeolojik mirası koruma endişesinin kentsel ve kırsal yapılanmalar ile kültürel kalkınma politikalarıyla bütünleşmesi gereğini teyit ederek;
Arkeolojik mirası koruma sorumluluğunun yalnızca doğrudan ilgili devlete ait olmadığının, bozulma tehlikesinin azaltılması ve uzman ve deneyim değişimi suretiyle korumanın gerçekleştirilmesi bakımından sorumluluğun Avrupa ülkelerinin tümüne ait bulunduğunun altını çizerek; Avrupa ülkelerinde yapılanma politikalarındaki gelişmeyi takiben, 6 Mayıs 1969'da Londra'da imzalanan arkeolojik mirasın korunmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi'nde yer alan ülkelerin tamamlanması gereğini müşahade ederek, Aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır.
ARKEOLOJİK MİRASIN TANIMI
1. İşbu sözleşmenin (gözden geçirilmiş) amacı, Avrupa'nın ortak anı kaynağı olduğu kadar, bilimsel ve tarihi araştırma gereci olarak da arkeolojik mirası korumaktır.
2. Bu amaçla : i. Korunması ve incelenmesinin, insanlığın ve doğal çevre ile ilişkilerinin tarihindeki gelişimin saptanmasının sağlayacağı;
ii. Başlıca bilgi edinme yollarının kazı ve keşiflerden olduğu kadar insanlığı ve çevresini ilgilendiren diğer araştırma yöntemlerinden oluştuğu;
iii. Tarafların yetkisi altındaki her çeşit mekanda bulunan, tüm kalıntılar, varlıklar ve insanlığın geçmiş varlığının diğer izleri arkeolojik mirasın öğeleri olarak kabul edilirler.
3. Yapılar, inşaatlar, mimari eser grupları, açılmış sit alanları, taşınır varlıklar, diğer tüm anıtlar ve bunların çevresi, ister toprakta ister su altında bulunsunlar, arkeolojik mirasa dahildirler.
MİRASIN KİMLİĞİNİN SAPTANMASI VE KORUMA ÖNLEMLERİ
Madde 2:
Taraflardan her biri, kendine özgü usullere göre, arkeolojik mirasın korunması için aşağıdaki hususları öngören bir yasal rejimi uygulamaya koymayı taahhüt eder :
i. Arkeolojik mirasının bir envanterinin yapılması ve anıtların veya korunan bölgelerin sınıflandırılması,
ii. Maddi izlerin gelecek kuşaklar tarafından incelenmek üzere korunması için, toprak üstünde ya da sit altında görünür bir kalıntı olmasa bile, arkeolojik rezerv alanları oluşturulması.
iii. Arkeolojik miras niteliğindeki eserleri tesadüfen bulan kimsenin bunları yetkili makamlara bildirme ve incelemeye tabi tutma zorunluluğu.
Madde 3 :
Arkeolojik mirası korumak amacıyla ve arkeolojik araştırma faaliyetlerini bilimsel güvence altına almak üzere taraflardan her biri aşağıdaki hususları yerine getirmeyi taahhüt eder :
i. Arkeolojik kazı vesair faaliyetlerle ilgili izin ve denetim usullerini, aşağıdaki amaçları gerçekleştirecek şekilde, uygulamaya koymak:
a. Arkeolojik miras öğelerinin yasadışı çıkartılması ve yer değiştirmesini önlemek;
b. Arkeolojik kazı ve aramaların bilimsel şekilde ve şu koşullara bağlı olarak yapılmasını sağlamak :
- Tahrip edici olmayan araştırma yöntemlerinin olduğunca sık kullanılması;
- Arkeolojik miras öğelerinin korunması, saklanması ve sınıflandırılması
için uygun önlemler alınmadan bunların kazı yerinden çıkartıl maması, kazı sırasında ve sonrasında korumasız bırakılmaması i. Kazıların ve tahribata neden olabilecek tekniklerin yalnızca nitelikli ve bu amaçla yetiştirilmiş kişiler tarafından yürütülmesine dikkat etmek;
ii. Arkeolojik arama amaçlı metal detektörlerin ve diğer arama gereçlerinin kullanımını, devletin iç mevzuatında öngörülen hallerde, bilimsel nitelikli ön izne tabi tutmak.
Madde 4:
Taraflardan her biri, duruma göre aşağıdaki hususları da öngörecek biçimde, arkeolojik mirasın fiziki koruma önlemlerini yürürlüğe koymayı taahhüt eder:
1. Arkeolojik rezerv bölgeleri teşkiline ayrılmış alanları kamu makamlarınca iktisabı veya diğer uygun yollarla korunması;
2. Arkeolojik mirasın tercihen bulunduğu yerde korunması ve bakımı;
3. Bulunduğu yerden kaldırılmış arkeolojik buluntular için uygun depolar yapılması.
Madde 5:
Taraflardan her biri aşağıdaki hususları sağlamayı taahhüt ederler.
1. Arkeologların:
i. Arkeolojik değeri olan sitlerin korunması, saklanması ve değerlendirilmesi için dengeli stratejiler saptamaya yönelik planlama politikalarına ve
ii. Yapılanma programlarının çeşitli uygulama safhalarına katılmalarını sağlamak suretiyle, arkeolojinin ve yapılanmanın ihtiyaçlarını bağdaştırmaya ve belirlemeye çalışmak;
2. Arkeologlar, şehirciler ve inşaatçılar arasında sistemli bir danış- ma mekanizması oluşturmak suretiyle:
i. Arkeolojik mirası tahrip etmesi muhtemel olan yapılanma planlarının değiştirilmesini;
ii. ii. Sitin bilimsel incelemesinin yapılabilmesi ve sonuçların yayınlanabilmesi için yeterli zamanın ve olanakların verilmesini sağlamak;
3. Çevreye etki üzerindeki incelemelerin ve bunlardan kaynaklanan kararların, arkeolojik sitler ve çevrelerini göz önünde bulundurmasına dikkat etmek;
4. Yapılanma çalışmaları vesilesiyle bulunan arkeolojik miras öğelerinin, mümkün olan hallerde, yerinde korunması için önlem almak;
5. Arkeolojik sitlerin halka açılmasının, özellikle çok sayıda ziyaretçi girişi için yapılacak yapılanma çalışmalarının, bu sitlerin ve çevrelerinin arkeolojik ve bilimsel niteliğine zarar vermemesini sağlamak.
ARKEOLOJİK ARAŞTIRMA VE KORUMANIN FİNANSMANI
Madde 6:
Taraflardan her biri:
1.Arkeolojik araştırmaya, sorumlulukları ölçüsünde ulusal, bölgesel veya yerel kamu makamlarının mali desteğini öngörmeyi;
2.Koruyucu arkeoloji için gerekli maddi donanımı artırmayı ve bu amaçla,
i. Büyük çaplı kamu veya özel bayındırlık çalışmalarında, bu çalışmalara bağlı olarak ortaya çıkacak arkeolojik her çeşit faaliyetin maliyetinin tamamının uygun kamu ve özel sektör fonlarından karşılanmasını sağlayacak önlemler almayı;
ii. Bu çalışmaların bütçesinde, çevre ve yapılanma endişelerinin zorunlu kıldığı etki incelemelerinde olduğu gibi, arkeolojik inceleme ve aramaların, bilimsel sentez belgelerinin ve bulguların duyuru ve yayınlarının da yer almasını sağlamayı taahhüt eder.
BİLİMSEL BİLGİNİN TOPLANMASI VE YAYIMI
Madde 7:
Arkeolojik bulguların incelenmesini ve yayımını kolaylaştırmak için Taraflardan her biri :
1. Yetkisi altındaki alanlarda arkeolojik sitlerin anketlerini, envanterlerini ve haritaları yapmayı veya güncelleştirmeyi,
2. Arkeolojik faaliyetler sonrasında, uzmanların ayrıntılı incelemelerinin ilanından önce, yayınlanabilir bir sentez belgesi hazırlanabilmesi için tüm pratik önlemleri almayı taahhüt eder.
Madde 8:
Taraflardan her biri:
1. Arkeolojik miras öğelerinin ulusal veya uluslararası planda bilimsel amaçlı değişimini kolaylaştırmayı, ancak değişimin bunların kültürel ve bilimsel değerlerine hiçbir şekilde zarar vermemesi için gerekli önlemleri almayı;
2. Arkeolojik araştırma ve devam eden kazılarla ilgili bilgi değişimini teşvik etmeyi ve uluslararası araştırma programları düzenlenmesine katkıda bulunmayı taahhüt eder.
KAMUOYUNUN BİLİNÇLENDİRİLMESİ
Madde 9:
Taraflardan her biri:
1. Geçmişin ve arkeolojik mirası tehdit eden tehlikelerin tanınması için bu mirasın değeri konusunda kamuoyu vicdanının uyandırılması ve geliştirilmesi amacıyla eğitici çalışmalar yapmayı,
2. Arkeolojik mirasının önemli öğelerinin ve özellikle sitlerin halka açılmasını sağlamayı, seçilmiş arkeolojik varlıkların sergilenmesini teşvik etmeyi taahhüt eder.
ARKEOLOJİK MİRAS ÖĞELERİNİN YASADIŞI DOLAŞIMINI ÖNLEME
Madde 1O:
Taraflardan her biri aşağıdaki hususları yerine getirmeyi taahhüt eder:
1. Tespit edilen yasadışı kazılar hakkında yetkili kamu makamları ile bilimsel kuruluşlar arasında bilgi değişimini düzenlemek;
2. Yasadışı kazılardan kaynaklandığından veya yasal kazılardan çalındığından şüphe edilen her türlü. eseri ve bunlara ilişkin bütün ayrıntıları, işbu sözleşmeye (gözden geçirilmiş) taraf köken ülkesinin yetkili makamlarına bildirmek;
3.Alış politikası devlet denetimine tabi müzeler ve diğer benzeri kuruluşların denetimsiz buluntulardan, yasadışı kazılardan geldiğin den veya resmi kazılardan çalındığından şüphe duyulan arkeolojik miras öğelerini satın almamalarını teminen gerekli önlemleri almak;
4. Alış politikası devlet denetimine tabi olmayan, taraf ülkelerin müze ve benzeri kuruluşları için:
i.. İşbu sözleşmenin (gözden geçirilmiş) metnini onlara ulaştırmak,
ii. Yukarıda 3. para~rafta kayıtlı ilkelere söz konusu müze ve kuruluşlarca uyulmasını sağlamak üzere çaba sarf etmek.
5. Denetimsiz buluntulardan, yasadışı kazılardan kaynaklanan yahut resmi kazılardan çalınan arkeolojik miras öğelerinin dolaşımını eğitim, bilgilendirme, uyarma ve işbirliği suretiyle mümkün olduğunca sınırlandırmak.
Madde 11:
İşbu sözleşmenin (gözden geçirilmiş) hiçbir hükmü, arkeolojik miras öğelerinin yasadışı dolaşımına veya yasal sahibine iadesine ilişkin taraflar arasında mevcut olan veya mevcut olabilecek ikili veya çok taraflı anlaşmalara halel getirilmez.
KARŞILIKLI TEKNİK VE BİLİMSEL YARDIMLAŞMA
Madde 12:
Taraflar:
1. Arkeolojik miras ile ilgili konularda deneyim ve uzman değişimi suretiyle karşılıklı teknik ve bilimsel yardımlaşmada bulunmayı,
2. İlgili ulusal mevzuatları ya da taraf oldukları uluslararası anlaşmalar çerçevesinde sürekli eğitim alanı da dahil olmak üzere, arkeolojik mirasın korunması konusunda uzman değişimini kolaylaştırmayı taahhüt ederler.
SÖZLEŞMENIN (GÖZDEN GEÇİRİLMİŞ) UYGULAMASININ DENETİMİ
Madde 13:
Avrupa Konseyi tüzüğünün 17. maddesi gereğince Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından kurulan bir Uzmanlar Komitesi işbu sözleşmenin (gözden geçirilmiş) uygulamasını ve özellikle aşağıdaki hususları izlemekle görevlendirilmiştir :
1.Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'ne devrevi olarak, sözleşme ye (gözden geçirilmiş) taraf ülkelerdeki arkeolojik mirasın korunmasına ilişkin politikaları ve sözleşme ilkelerinin uygulama durumu hakkında bir rapor sunulması;
2. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'ni, çok taraflı faaliyet alanı ve sözleşmenin (gözden geçirilmiş) gözden geçirilmesi ya da değiştirilmesi ile Sözleşmenin (gözden geçirilmiş) hedefleri hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesi dahil, sözleşme (gözden geçirilmiş) hükümlerinin uygulanmasına ilişkin her türlü önlemin önerilmesi;
3. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ni , Avrupa Konseyi üyesi olmayan ülkelerin sözleşmeye (gözden geçirilmiş) taraf olmaya daveti için tavsiyede bulunması.
SON HÜKÜMLER
Madde 14:
1. İş bu sözleşme (gözden geçirilmiş) Avrupa Konseyi üyesi devletlerin ve Avrupa Kültür Sözleşmesi’ne taraf diğer devletlerin imzasına açılmıştır. Sözleşme, onay, kabul , ya da tasvibe sunulacaktır. Onay, kabul ya da tasvip belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne tevdi edilecektir.
2. 6 Mayıs 1969’da Londra’da imzalanan Arkeolojik Mirası Koruma Avrupa Sözleşmesi’ne taraf bir devlet, anılan sözleşmenin feshini önceden ihbar etmemiş ise ya da feshini eş zamanda ihbar etmezse onay, kabul veya tasvip belgesini tevdi edemez.
3. İşbu sözleşme (gözden geçirilmiş) , en az üçü Avrupa Konseyi olmak üzere dört devletin, önceki paragraflardaki hükümlere uygun olarak, sözleşmeye taraf olma arzularını bildirdikleri tarihten altı ay sonra yürürlüğe girecektir.
4. Önceki iki paragrafın uygulanması sonucu 6 Mayıs 1969 tarihli sözleşmenin feshi iş bu sözleşmenin (gözden geçirilmiş) yürürlüğe girişi ile aynı anda gerçekleşmez ise , iş bu sözleşmeyi imzalayan herhangi bir devlet, onay, kabul ya da tasvip belgesini tevdi sırasında iş bu sözleşme (gözden geçirilmiş) yürürlüğe girinceye kadar, 6 Mayıs 1969 tarihli sözleşmeyi uygulamaya devam edeceğini açıklayabilir.
5. İşbu sözleşme (gözden geçirilmiş) imzalayan, ancak sözleşmeye taraf olma arzusunu sonradan bildirecek olan devletlerin her biri bakımından onay, kabul ya da tasvip belgesinin tevdiinden altı ay sonra yürürlüğe girecektir.
Madde 15
1. İşbu sözleşmenin (gözden geçirilmiş) yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi tüzügünün 20. (d) maddesinde öngörülen çoğunlukla ve komitede bulunma hakkına sahip taraf devletlerin temsilcilerinin oybirliği ile konseye üye olmayan diğer herhangi bir devleti ve Avrupa Ekonomik Topluluğunu işbu sözleşmeye (gözden geçirilmiş) katılmaya davet edebilecektir.
2. Katılma halinde, katılan devlet ya da Avrupa Ekonomik Topluluğu için işbu sözleşme katılma belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tevdiinden altı ay sonra yürürlüğe girecektir.
Madde 16
1. Her devlet, imza ya da onay, kabul, tasvip veya kabul edilme belgesinin tevdii sırasında , işbu sözleşmenin (gözden geçirilmiş) uygulanacağı toprağı ya da toprakları belirleyebilir.
2. Her devlet, sonradan herhangi bir zamanda, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne muhattap bir bildirimle, işbu sözleşmenin uygulanmasını bildirimde belirtilen herhangi başka bir toprak parçasına teşmil edebilir. Bu yeni toprak parçası bakımından sözleşme, bildirimin Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından alınmasından altı ay sonra yürürlüğe girer.
3. Önceki iki paragraf uyarınca yapılan her bildirim, bu bildirimde anılan toprak parçası bakımından, genel sekretere muhattap bir nota ile geri çekilebilir. Geri çekme , genel sekreterin notayı almasından altı ay sonra geçerlik kazanacaktır.
Madde 17
1. Taraflardan her biri, genel sekretere nota tevdii suretiyle işbu sözleşmenin (gözden geçirilmiş) feshini her an ihbar edebilir.
2. Fesih ihbarı, genel sekreter tarafından notanın alınış tarihinden altı ay sonra geçerlik kazanacaktır.
Madde 18
1. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyi üyesi devletlere , Avrupa Kültür Sözleşmesine taraf diğer devletlere, işbu sözleşmeye (gözden geçirilmiş) katılan ya da katılmaya davet edilen her devlete ve Avrupa Ekonomik Topluluğu’na,
a. Her imzayı,
b. Her onay, kabul, tasvip veya katılma belgesi tevdiini,
c. 14, 15 ve 16. Maddeleri uyarınca işbu sözleşmenin (gözden geçirilmiş) yürürlüğe giriş tarihlerini,
d. İşbu sözleşme (gözden geçirilmiş) ile ilgili her türlü girişim,tebligat ve bildirimi, bildirecektir.
Yukarıdaki hususları tasdiken, aşağıda imzası bulunan ve bu amaçla yetkili kılınanlar işbu sözleşmeyi (gözden geçirilmiş) imzalamışlardır.
İşbu sözleşme İngilizce ve Fransızca dillerinde, her iki metin de eşit olarak geçerli olacak şekilde, Avrupa Konseyi Arşivlerinde muhafaza edilmek üzere , tek kopya halinde 16 Ocak 1992 tarihinde Valetta’da yapılmıştır.
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, sözleşmenin onaylı bir kopyasını Avrupa Konseyi’ne üye bütün devletlere , Avrupa Kültür Sözleşmesi’ne taraf diğer devletlere ve bu sözleşmeye katılmaya davet olunan üye olmayan devletlere veya Avrupa Ekonomik Topluluğu’na iletilecektir.
 
DİONYSOS’UN DÜĞÜNÜ MOZAİĞİ İLE İLGİLİ YENİ BİR ÖNERİ
1992 yılında Zeugma’da Ayvaz Tepesi olarak adlandırılan tepenin kuzeydoğu yamaçlarındaki bir Roma villasında, dönemin Müze Müdürü Rıfat Ergeç başkanlığında yürütülen kazılar sırasında on figürden oluşan güzel bir mozaik açığa çıkarıldı.
Şarap ve doğa Tanrısı Dionysos ile Ariadne’nin düğününü tasvir eden bu mozaik çeşitli yayınlarda ayrıntılı bir biçimde tanıtılmıştır. 15 Haziran 1998 tarihinde, Zeugma’da bulunduğu alanda sergilendiği sırada önemli bir bölümü ne yazık ki sökülerek çalınan bu mozaiğin soldan ikinci figürü, tasvir şekli ile dikkatimizi çekmekteydi. Sağ kolunu başına dayamış olarak, düşünceli bir ifadeyle ve sol elinde bir meşaleyle tasvir edilen bu figür, mozaiği ortaya çıkaran Sn. Rıfat Ergeç’in kaleme aldığı bir makalede, “oturur durumda ve elinde meşale tutan bir menad” olarak tanımlanmıştır. (1) Ergeç’e göre bu figür, “Bu evlilikten hoşnut olmayan, Dionysos’u yitirmek üzere olmanın huzursuzluğu ve hüznünü yaşayan bir sevgili durumundadır.”(2) Daha yakın tarihli bir yayında ise aynı figür Nezih Başgelen- Rıfat Ergeç tarafından “Pompei’den tanınan dinlenen Aphrodite pozisyonundaki meşale tutan bir Nymphe” olarak adlandırılmıştır. (3) Kanımızca bu figür bir menad veya Nympha değil, Düğün Tanrısı Hymenaios’tur. Dionysos’la Aphrodite’nin, (4) başka bir mitosa göre de Apollon ile bir Nymphanın (5) oğlu sayılan Hymenaios, o kadar güzeldi ki, görenler onu çoğu kez bir genç kız sanıyorlardı. Kızlar arasında bile onun bir erkek olduğu anlaşılamıyordu. Bu konuyu ele alan bir mitosda, Hymenaios’un bu özelliği anlatılmaktadır; Demeter’e kurban sunmak üzere Eleusis’e giden Atinalı genç kızlar burada ansızın korsanların saldırısına uğrarlar. Korsanlar bütün kızları ve bu arada kadın sandıkları Hymenaios’u kaçırırlar. Uzun bir yolculuktan sonra varılan ıssız bir kıyıda korsanlar uyurken Hymenaios hepsini öldürür.(6) Hymenaios’un güzelliğini yücelten bu tarz anlatımlar, Zeugma mozaiğinde onun dişi varlıklar olan nympha veya menadlarla karıştırılmasına neden olan kadınsı görünümünü de açıklamaktadır. Zeugma mozaiğinde Hymenaios’un vücut hatları ve özellikle yüzü ilk bakışta kadınsı olmakla birlikte, belden yukarısı çıplak olan vücudu yakından incelendiğinde, bu vücudun bir kadın vücudunun anatomisini tam olarak yansıtmadığı görülür. Mozaiği oluşturan on figür içinde sadece Dionysos ve Hymenaios’un belden yukarı bölümleri çıplak gösterilmiştir. Düşüncemizi kanıtlayan noktalardan biri de Hymenaios’un Dionysos ile Ariadne’nin düğününe katıldığının mitoslarda belirtilmesidir. Hatta bir mitosa göre Hymenaios Dionysos’la Ariadne’nin düğünlerinde şarkı söylerken aniden sesini yitirmiş, bu nedenle düğün törenlerinde onun adını anmak ve Hymeneus şarkısını okumak töre olmuştur. (7) Bu efsane, Zeugma mozaiğindeki figürün düşünceli haline de açıklık getirmektedir; Hymenaios, mozaikte düğün sırasında sesini kaybetmenin hüznü içinde tasvir edilmiştir. Öte yandan, figürün elindeki meşale de onun Hymenaios olduğu yönündeki kanımızı desteklemektedir. Çünkü Düğün Tanrısı Hymenaios’un sembollerinden biri de düğün meşalesidir.
Saydığımız tüm bu tespitler doğrultusunda, (Zeugma mozaiğindeki figürün kadınsı yüz hatları, sembolü olan meşaleyi taşıması, mitoslarda Hymenaios’un da Dionysos’la Ariadne’nin düğününe katıldığının belirtilmesi ve bu düğün sırasında sesini kaybettiği için Zeugma mozaiğinde de düşünceli bir şekilde tasvir edilmesi nedeniyle) bu figürün Hymenaios olması gerektiğini belirtiyoruz.
Dipnotlar
(1) Rıfat Ergeç, “Belkıs-Zeugma’da Bir Roma Villası ve Taban Mozaikleri,” Arkeoloji ve Sanat, Sayı:66, (Bahar 1995), S. 9.
(2) a.g.m, S.9.
(3) Nezih Başgelen-Rıfat Ergeç, Tarihe Son Bakış, İstanbul, 2000, S.18.
(4) Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, 4.B., İstanbul, 1989, S.160.
(5)Kökeni konusunda anlatılan mitoslarda farklılıklar olan Hymenaios’un Apollon ile bir Musanın oğlu olduğu veya babasının Magnes ya da Pieros olduğu yönünde anlatılar da bulunmaktadır.Bkz. Pierre Grimale,Mitoloji sözlüğü, Çev:Sevgi Tangüç, İstanbul, 1997, S.303. (6) a.g.e, S.303.
(7) a.g.e, S.304 Azra Erhat, S. 160.
Murat UĞURLUER (Araştırmacı)
 
ZEUGMA FRESKLERİ
Rengarenk mozaiklerin bez üzerine resmini çizen, mozaik sanatçısına resim hazırlayan fresk ustaları, Zeugma’da Fırat manzaralı evlerin duvarlarını da fresklerle (Duvar resimleri) süslediler. Mozaik sanatçılarını kıskandıracak düzeyde toprak ve mineral boyaları ustaca karıp, canlı renkler yaptılar. Süzülmüş kireçli, ince kum katkılı ıslak ve kuru sıva üzerine üçgen, baklava dilimi gibi geometrik bezekler, tavuz kuşu, kelaynak kuşu ve mitolojik figürler ile çiçek desenleri resmettiler.
Belkıs/Zeugma antik kentinde Gaziantep Valiliğinin desteği, İl Özel İdaresinin maddi katkılarıyla, Gaziantep Müzesi Başkanlığında, arkeolog Mehmet ÖNAL’ın alan sorumluluğunda yapılan 2000 yılı Zeugma A bölgesi kurtarma kazılarında mozaik, heykel, heykelcikler ve binlerce buluntuyla birlikte Poseidon ve Euphrates villalarının duvarlarında yaklaşık 120 m2 ebadında fresk (Duvar resmi) de ele geçmiştir. Bu freskler PHI'nın maddi katkılarıyla AÜ. Başkent Meslek Yüksek Okulu Restorasyon Bölümü öğretim elemanları ve öğrencileri tarafından restore edilerek teşhire hazır hale getirilmiştir. Bunlardan altı adedi Gaziantep Müzesinde teşhir edilmektedir.
Müzede teşhir edilenler sırasıyla, Hermes figürü, Çarkıfelek Motifi, Girland motifi, Penelope, Deidemeia ve gövdesinin üstü tahrip olan bir insan figüründen oluşmaktadır. Hermes figürlü fresk Poseidon villasının avlusunun doğu duvarında, çarkı felek motifi çeşmenin alınlığında, Penelope, Deidemeia ve gövdesinin üstü tahrip olan figür ise Euphrates villasının 12 nolu odasının duvarında ele geçmiştir. Zeugma'da bulunan freskler genel olarak kuru sıva üzerine yapılmasına karşın, az sayıda yaş sıva üzerine de yapılmış fresk örnekleri de vardır. Zeugma fresklerinde en altta kireçle karışık iri taneli kumlu 2 cm. kalınlığında kaba kireç sıva, bunun üstünde 0.8 mm. kalınlığında ince kum katkılı, süzülmüş kireçli sıva üzerine figürler doğal boyalarla panolar halinde işlenmiştir.
Ev halkının göz ve ruh zevkini doyuran freskin yıllar karşısında eskimesi veya ev sahibinin yeni resim modasını tercih etmesi sebebiyle, freskler üst üste 2-3 kat yapılmıştır. Perseus odasında olduğu gibi bazı odaların duvarlarında ise figürlerin üzeri tek kat boya ile kapatılmıştır. Yeni yapılan freskin iyi tutması için alttaki eski fresk 2-3 cm ebadında çentiklenmesi nedeniyle, alttaki freskler tahrip olmuştur. Sasanilerin Zeugma'yı ele geçirdikleri M.S. 256 yılında ise yangın yıkıntıları altında kalan freskler villalarla birlikte 2000 yılında gün ışığına çıkartılarak günümüz dünyasına tanıtılmaktadır.
Zeugma fresklerinde dönem inancını yansıtan konuların yanında hayvan figürleri de işlenmiştir. Bu figürler geometrik ve bitkisel motiflerle süslenmiştir. Üst üste yapılan fresklerde görülen figür ve motifler şunlardır:
I. Kat fresklerde üçgen, baklava dilimi, daire v.b. geometrik motifler
II. Kat fresklerde Mitolojik (Hermes, Penelope, Deidemeia, Protoe) insan, hayvan figürleri (tavus kuşu, keçi, ördek ), bitkisel bezemeler, içki kabı , mimari (kapı, sütun, sütunce, mermer görünümlü) motifler.
III. Kat fresklerde bitkisel motifler (Girland, mısır), hayvanlar (kuş, yılan) ve yazı görülmektedir.
IV. Tek kat krem rengi boya.
Fresklerin yıllarca oda duvarlarını kaplaması sebebiyle bazen mobilyalar fresklere zarar verirken, çoğu zaman evin çocukları freskler üzerine kazıma olarak çeşitli resimler yaparak, yazılar yazmışlardır (Grafitto). Bunlar gladyatörler, adak sahnesi, hayvanlar, üçgen, yıldız ve çok sayıda yazıdan oluşmaktadır. Bazı yazıların ise evin seçkin konuğuna yazdırılmış olduğu sanılmaktadır.
Gaziantep Müzesinde teşhir edilmeye başlanan asker yolu gözleyen Deidemia ve Penelope fresklerinin öyküleri:
DEİDEMEİA:
Asker eşidir. Eşi Akhileus’u Odesseus kandırarak Troia savaşına götürür. Müzede sergilenen “Akhileus Skyros da” mozaiğinde Deidemeia Akhileus’un koluna sarılmış savaşa gitmemesi için ona yalvarmaktadır. Bu freskte ise Deidemeia üzgün halde savaşa giden Akhileus’un yolunu özlemektedir. Başı hafifçe sağa dönük olup üzüntülüdür. Daha sonra Akhileus’un ölüm haberini alacak ve yasını tutacaktır.Gri kithon ve kırmızımsı şal giymiştir. Çıplak sağ kolu yana açılmış olup elinde yeşil sarmaşık yaprağı ve çam dalı tutar. Sol eliyle ise kalçasından dolanıp sol omuzundan aşağı sarkan giysiyi göbeğinin hizasında tutmaktadır. Başı çift çizgili panoyu taşmıştır.Sağ üst köşede Grekçe harflerle adı yazılıdır: Sykiros adasının Kralı Lykomedes’in kızıdır.
PENELOPE:
Penelope de asker eşi olup kocası Odysseus’un dönüşünü beklemektedir. Ayakta boynunu sola bükmüş üzgün durur. Çünkü eşi Odysseus, oğlu Telemakhos kundakta iken kendisini bırakarak Troia savaşına gitmek zorunda kalır. Eşinden ayrı kaldığı yirmi otuz yıl sürece başka kocaya varmamak için taliplerine ayak diremesi, Odysseus’a sadık kalması onu evlilikte vefa ve sevginin simgesi haline sokmuştur.
Eşi Odysseus savaşta olduğundan Penelope’nin sarayı onunla evlenmek isteyen talipleriyle dolmuş, komşu ülkenin ileri gelenleri kocasız kalan güzel kadını almak istemiş. Penelope, taliplerini seçmek için dokumakta olduğu bezin bitmesini şart koşmuş. Bu bezi ise gündüz dokuyup gece sökmekteymiş. Taliplerini bu şekilde oyalamış.
Ayakta duran Penelope sol elinde yeşil sarmaşık yaprağı, sağ eliyle ise eteğini yukarı kaldırmaktadır. Sağ üst köşede Grekçe harflerle yazısı vardır. İkarios’un kızıdır.
Gaziantep müzemizde sergilenen bu Zeugma freskleri Türkiyemiz müzelerinde bu büyüklükte sergilenen tek fresk sergisidir. Bu eşşiz eserler sanat ve Zeugma severlerini müzeye beklemektedir.
Müze girişinde fresk üzerinde yazı: “İyi Yaşa Germanio”, mozaikte ise sırasıyla “Erdem, Egitim ve Bilgi” yazıları da ziyaretçilere antik dönemi sessizce anlatmaktadır.
Mehmet ÖNAL (Gaziantep Müzesi Arkeoloğu)
 
ZEUGMA GAZİANTEP'TE TOBB DESTEĞİYLE TARTIŞILACAK
GAP İdaresi Başkan Yardımcılığı’na atanan Hacı Bayram Bulgurlu, Zeugma'yı gündeme getiren uzmanlara ‘‘Bana Zeugma sözünü etmeyin. Ne bu her yerde Zeugma’’ diye tepki gösteriyormuş.Bulgurlu'nun Zeugma'ya tepkisi Roma kültürü olmasından kaynaklanıyormuş. Antik şehrin dünyaya tanıtılmasında, Packard Vakfı'ndan kazılar için önemli bir maddi destek sağlanmasında payı olan GAP öyle görünüyor ki Bulgurlu'nun bu anlamsız tepkisi nedeniyle elini ayağını Zeugma'dan çekecek. Ankara'nın Zeugma'ya ilgisizliği devam etse de Gaziantepliler bu kez kararlı.İki, üç yıl önce fırtına gibi esen Zeugma ilgisi canlandırılacak, antik şehrin kalıntılarını barındıran müzeye, yeniden başlaması gereken kazılara sahip çıkılacak. Gaziantep Sanayi Odası Başkanı Nejat Koçer'in aktardığı bilgilere göre, önümüzdeki eylül ayında Gaziantep'te bir uluslararası Zeugma sempozyumu düzenlenecek. Uluslararası sempozyumun sponsoru TOBB.Ancak sempozyuma UNESCO'nun da katkı sağlaması ihtimali var. Bunun için yeni kurulan Zeugma Derneği'nin başına geçen Belediye Başkanı Celal Doğan ile Sabah Gazetesi'nin sahibi Aykut Tuzcu kolları sıvamışlar, Bursa'da 30 Mayıs tarihinde UNESCO'nun katılacağı Tarihi Kentler Birliği'nin toplantısında ‘‘lobi’’ yapmaya hazırlanıyorlar.Yeri gelmişken belirtmemde yarar var: Bursa'daki toplantı son derece önemli. Avrupa Tarihi Kentler Başkanı Louis Roppe, Avrupa Konseyi Kültür İşleri sorumlusu Vera Boltho, AB Türkiye temsilcisi Hansjörg Kretschmer, Türkiye'nin UNESCO nezdindeki daimi temsilcisi Bozkurt Aran toplantıya katılacak isimlerden bazıları.Anteplilerin dikkatleri yeniden Zeugma'ya çekmek için bu toplantıda boy gösterecek olmaları son derece isabetli. Bu arada Packard Vakfı'yla yeniden ilişki kurmanın yolları aranıyormuş. Vakfın başkanı, Hewlett-Packard'ın ikinci kuşak sahibi David Packard ile randevu ayarlandığı takdirde Celal Doğan ile Aykut Tuzcu'ya ABD yolu görünecek. Gaziantep Valisi Lütfullah Bilgin de Zeugma meselesine sahip çıkan başka bir isim. Yaklaşık on gün kadar önce Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürü Alpay Pasinli ile yeni bir müze için projeyi görüşmüş.Dün Pasinli'yi gelişmeleri konuşmak için aradığımda Turizm ve Kültür Bakanlığı, Müsteşar Yardımcılığı’na atandığını öğrendim.Umarım, bu Zeugma Müzesi ve kazıların geleceği için daha uygun bir pozisyondur. Zeugma 1884 yılında bile konuşuluyordu.ZEUGMA'yı kaç kez Alpay Pasinli, Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, eski Turizm Bakanı Güldal Akşit ile konuştum hatırlamıyorum bile. Ankara bir zamanlar dünyanın ilgi odağı haline gelen Zeugma için bir şey yapamıyor.GAP Başkan Yardımcısı Hacı Bayram Bulgurlu'nun sarf ettiği sözlerden sonra benim umudum iyice söndü.Oysa Zeugma'nın adı ta 1884 yılında kaleme alınmış bir kitapta dahi geçiyordu. Cahit Kayra tarafından günümüz diline uyarlanan kitabın adı ‘‘Dicle'de Kelek İle Bir Yolculuk.’’Yazarı ise Düyun-u Umumiye'nin müfettişi Ali Bey.İstanbul'dan yola çıkıp, Güneydoğu Anadolu'nun şehirlerini gezmiş oradan da Bağdat'a gitmiş.Dicle üstünde ‘‘kelek’’ yani bir nevi sal ile yolculuk yapan Ali Bey, Zeugma'nın kalıntılarından oldukça etkilenmiş ve harabelerden çıkartılan mozaiklerle Birecik'te evlerin avlularının döşendiğini anlatmış.
Gila Benmayor (Hürriyet Gazetesi Yazarı )
 
UNESCO ZEUGMA İÇİN GAZİANTEP'E TAŞINDI
UNESCO üst düzey yetkilileri Zeugma'da son durum nedir diye ta Paris'ten kalkıp Gaziantep'e gelmiş.Gaziantep'deki Tilmen Lokantası'nda masanın etrafındakiler şöyle: UNESCO'nun Kültürden sorumlu Genel Direktör Yardımcısı Mounir Bouchenaki, UNESCO Projelerden sorumlu Başkan Yardımcısı Minja Yang, UNESCO Büyükelçimiz Bozkurt Aran (Tahran'a atandı), Gaziantep Valisi Lütfullah Bilgin, Büyükşehir Belediye Başkanı Celal Doğan, Kültür Bakanlığı Kültürel Değerler Daire Başkanı Sermin Özduran, Zeugma kazılarını başından beri takip etmiş olan arkeolog Mehmet Önal.Bir de bu insanları biraraya getirmeyi başarmış olan, Zeugma tutkunu Gaziantep Sabah Gazetesi'nin sahibi Aykut Tuzcu.Gazetemizin ‘‘Merhaba Türkiye’’ projesinde temsil ettiğim şehirlerden biri de Gaziantep.UNESCO'nun buraya ziyaretini önceden bildiğim için aynı tarihlerde buradayım. Bir taşla iki kuş.Hem çok sevdiğim Gaziantep'i yazma, hem Zeugma'daki son gelişmeleri yakından öğrenme fırsatı. Masada bir yanımda Minja Yang, diğer yanımda Mounir Bouchenaki.Bouchnaki ile Yang sabah iki gün boyunca gezdikleri, gördükleri Zeugma kalıntılarına hayran kalmışlar.Hele mozaikler. Bouchenaki bu konuda kesin konuşuyor: ‘‘Zeugma dünyanın bir numaralı antik kenti.’’Zeugma antik kentinin yüzde 14'ü Birecik Barajı nedeniyle sular altında kalmış. Sular altında kalanın yüzde 10'u kurtarılmış.Yani halen suda yüzde 4'lük bir bölüm var.Bouchenaki, 44 mozaiğin kurtarıldığını, 9 tanesinin su altında kaldığını söylüyor. ‘‘Bunların da hemen kurtarılmaları gerek’’ diyor. Kendisi de arkeolog olan Bouchenaki, halen yüzde 80'i kazılmamış olan Zeugma için bakın neler öneriyor? Antik şehrin uzaydan görüntülenmesi. Uluslararası bir Zeugma semineri. Tüm bilgi ve belgeleri biraraya getirecek bir merkezin oluşturulması. Kazılar ve istimlak edilecek bölge için uzun vadeli bir eylem planı. Ve elbet bir mozaik müzesi. Peki UNESCO'nun katkısı ne olacak?Zeugma kazıları yıllar sürecek uzun soluklu bir proje olacağı için finansörler bulmak şart.İşte bu noktada UNESCO bir nevi koordinatörlük üstlenerek , AB fonlarını harekete geçirecek, finansörler bulacak.Yılbaşı tatilinden hemen sonra bir Zeugma raporu hazırlayıp temaslarına başlayacak.UNESCO'nun da devreye girmesi Zeugma için büyük bir şans.Bu arada belirtmekte yarar var; iki yıllık bir sessizlik döneminden sonra Gaziantepliler de bu antik şehir için kolları sıvamış durumdalar.Vali Lütfullah Bilgin, kazıların yeniden başlaması için Özel İdare'den 300 milyar lira temin etmiş. Feci durumda olan Gaziantep Müzesi'nin hemen yanıbaşında inşaatı ta 1991 yılında başlamış olan ek binanın bitirilmesi gündemde.Gaziantep Sanayi Odası Başkanı Nejat Koçer, Sanko Grubu yeni bir müze için arayışlar içersinde. Bouchenaki'nin önermiş olduğu uluslararası seminer önümüzdeki nisan ayında Gaziantep'te yapılacak. Ardından Prof. Nurhan Atasoy'un düzenleyeceği mozaik sergisi açılacak.Uzun lafın kısası Zeugma'nın kaderi değişecek gibi görünüyor.Tüp geçit altındaki eserler ne olacak UNESCO ekibiyle sadece Zeugma'yı konuşmadık.UNESCO'nun kültür mirasından çıkartılmak tehdidiyle karşı karşıya olan İstanbul da geldi gündeme.Minja Yang, 1996 Habitat Zirvesi için geldiği İstanbul'a aşık olmuş.‘‘Habitat için şehre binlerce kişi geldi. Gezdiler, gördüler, geri döndüler ve İstanbul'u unuttular’’ diyor.İstanbul'dan müthiş etkilenen Minja Yang, döner dönmez Balat-Fener projesini başlatmış.Bu proje için istenen 7 milyon Euro'luk fon yeni gelmiş.200 evin restore edileceğini belirten Yang sohbetin bir yerinde sözü ‘‘tüp geçit’’ projesine getiriyor.Biliyorsunuz Japon kredisinin kullanılacağı ‘‘tüp geçit’’ projesinin 2004 yılının ilk aylarında start alması bekleniyor.Proje Gebze-Haydarpaşa, oradan Sirkeci-Halkalı'ya uzanacak.Çalışmalardan resmen arkeolojik bir hazine üzerinde yatan tarihi yarımada etkilenecek.Minja Yang müthiş kaygılı.‘‘Marsilya, Roma gibi tarihi şehirlerin deneyimlerinden yararlanmak gerek’’ diyor.Japonlar'ın tarihi yarımadadaki arkeolojik eserlerin kurtarılması için 2,5 milyon dolarlık bir kredi vermeye hazır.Ancak Turizm ve Kültür Bakanlığı yetkililerinden öğrendiğime göre, eğilim böyle bir borç yükünün altına girilmemesi yönünde.Tüp geçit çalışmaları sırasında İstanbul Arkeoloji Müzesi destek verecekmiş.
Gila Benmayor (Hürriyet Gazetesi Yazarı )
 

sayfa tasarımı T U R K L I N E