ZEUGMA`DA SUYA GÖMÜLEN TARİH...
Gaziantep Arkeoloji Müzesi Müdür Vekili ve Belkıs Zeugma Antik Kenti Kazı Koordinatörü Kemal Sertok, “ Zeugma`da kaybolan bir şey yok, büyük oranda tarihe emanet var. “dedi. Sertok, A.A muhabirine, Gaziantep`in Nizip ilçesinde, Fırat nehri kıyısında bulunan Belkıs Zeugma antik kentindeki arkeolojik çalışmaların, öngörülen program doğrultusunda bu yılki bölümünün sona erdiğini söyledi. Belkıs Zeugma antik kentinin bir bölümünün, GAP kapsamında inşa edilen Birecik Barajı gölü altında kaldığını anımsatan Sertok, “ Bu nedenle 1999 yılı Mayıs ayından itibaren kazı çalışmaları yoğunlaştırıldı “dedi. Antik kentte 2000 yılı ile birlikte acil kurtarma kazısı programının uygulandığını anlatan Sertok, ``Çalışmaları programlı hale getirmek için hazırladığımız proje gereğince, öncelikle (A) bölgesi olarak adlandırılan nehir kıyısında yoğunlaştırdığımız kazı, bu alanın haziran ayı içerisinde su altında sonrasında, daha üst kısımdaki (B) bölgesine kaydırıldı.” diye konuştu.
BELGELENİP ÜZERİ KAPATILAN ESERLER
Sertok, (B) bölgesindeki kazıların ise barajdaki su seviyesinin yükselmesi nedeniyle programa uygun olarak 4 Ekim`de tamamlandığını hatırlattı. Belkıs Zeugma antik kentindeki asıl kazıların 2001 yılı yaz aylarından itibaren, tamamen su üzerinde kalan ve asıl kent unsurlarının bulunduğu alan olarak düşünülen (C) bölgesinde yürütüleceğini belirten Sertok, şöyle devam etti: “ Acil kurtarma kazısı sona erdi. Dünyayı ayağa kaldıran eşsiz mozaikler, savaş tanrısı Mars`ın heykeli, mimari yapılar ve daha birçok eser kurtarıldı, belgelendi. (C) bölgesinde, daha sakin ve rahat bir çalışma yapılacak. Burasının, kenti kent yapan mimari yapının bulunduğu alan olduğunu düşünüyoruz. (A) ve (B) bölgelerinde yapılan kazılar sırasında, kurtarılması gereken eserler çıkarıldı. Bu eserlerin restorasyon ve konservasyon çalışmaları devam ediyor. Ancak, bir de bulunup da çıkarılmayan eserler var. Bu eserler belgelendikten, alınması gerekenler alındıktan sonra, üzerini kapattık. “
HANGİLERİ, NASIL KAPATILDI
Kazı sırasında ortaya çıkarılan, ancak kaldırılması mümkün olmayan ya da gerek görülmeyen eserleri belgeleyip üzerini kapattıklarını kaydeden Sertok, bu süreci şöyle özetledi: “ Duvar ve benzeri mimari yapılar bulunduğunda, bunların detaylı olarak bilimsel incelemesi, yani belgeleme işlemi yapıldı. Mimari yapı içerisinde olan küçük buluntular alındı. Geometrik mozaikler, tahrip olmuş ya da çok küçük parçalar halindeki freskler bulunduğunda, bunların da belgelemesi en ince ayrıntısına kadar gerçekleştirildi. Bu eserler yerinde olduğu gibi bırakılıp suya terkedilse, çok kısa sürede tahrip olurlar. Açığa çıkmış mimari yapının, özellikle kerpiçin suyla teması sonrasında nasıl eridiğini bilmemek mümkün değil. Bunların üzerleri kapatılmamış olsa, kısa bir süre sonra tamamı tahrip olur ve bozulur. Bunu önlemek için üzerlerini kapattık. Kapatma işlemini mimari yapının içini boşaltıp, alınması gerekenleri alıp, belgelemeyi yaptıktan sonra, yeniden aynı toprakla doldurma yöntemi ile gerçekleştirdik. Mozaikler ve fresklerin üzerini, suya dayanıklı kireç, tuğla ve kiremit tozu ile kumdan oluşan harçla sıvadık. Bu harcın üzerini toprak, kum ve çakıldan oluşan karışım ile kapladık. Aksi takdirde toprak, su hareketleri ile yerinden akıp giderdi. “
” TARİHE EMANET “
Zeugma`da kaybolan bir şey yok, büyük oranda tarihe emanet var “ diyen Sertok, sözlerini şöyle sürdürdü: Zeugma`da kurtarılması gerekenleri kurtardık, ulaşıp da kurtarma şansını bulamadıklarımızı ise teknolojinin bütün olanaklarını kullanarak belgeledik. Bundan müsterihiz. Ulaşıp da kurtaramadıklarımızı ise suya terketmedik. Kimyasal, sentetik ya da modern yöntemler değil ama binlerce yıldır bilinip uygulanan yöntemle geleceğe bıraktık. Birecik Barajı gölü, nehir üzerindeki ilk baraj olmadığı için daha uzun sürede dolup işlevini yitirecek. Atatürk Barajı`ndan süzülüp gelen su er ya da geç Birecik Barajı`nın toprakla dolmasını saglayacak. İşte o zaman, şimdi itina ile üzerini kapattığımız eserlerin yeniden kazılma şansı ortaya çıkacak. “
“ 100 YIL SONRA YÖNTEMLERİMİZ İLKEL KALACAK “
Sertok, 100-150 yıl sonraki arkeologlar ve insanların “ ne iyi tmişler de bugüne, bize de bir şeyler bırakmışlar “ diyeceklerine inandığını anlatarak, açıklamasını şöyle tamamladı: “ Ayrıca, gelecekteki teknoloji ve buna bağlı çalışma yöntemleri de mutlaka bugünkünden iyi olacaktır. Uzay fotoğrafları, jeofizik teknolojisi ve benzeri gelişmeler sonucu tarihi miras bugünkünden çok daha kolay ve iyi durumda çıkarılacaktır. Nasıl ki, biz 100 yıl önce yapılan kazıları teknoloji ve yöntem olarak basit ve ilkel buluyorsak, 100 yıl sonra teknolojimiz ve çalışma yöntemimiz ilkel kalacak. Bundan dolayı tarihe emanet edilen eserleri, belgeleme şansını elde ettiğimiz için bir kayıp olarak görmüyorum. “
(AA-07.10.2000)
sayfa tasarımı T U R K L I N E